Advert Advert
Advert Advert
Advert
EDEP VE HAYÂ
Burhan Bilgin

EDEP VE HAYÂ

İnsanı muhatap alan ve gayesi, “Tevhîd” inancını gönüllere nakşetmek suretiyle dünya ve ahiret hayatında insanın kurtuluşunu isteyen İslam dini; tevhîd inancını gönüllerinde taşıyan, güçlü inanç sahibi fertlerden oluşan huzurlu ve mutlu bir toplum oluşturmayı hedefler.

Bu içerik 44940 kez okundu.
Reklam

İnsanı muhatap alan ve gayesi, “Tevhîd” inancını gönüllere nakşetmek suretiyle dünya ve ahiret hayatında insanın kurtuluşunu isteyen İslam dini; tevhîd inancını gönüllerinde taşıyan, güçlü inanç sahibi fertlerden oluşan huzurlu ve mutlu bir toplum oluşturmayı hedefler.

Mutluluğa ulaşmak için takip edilecek yol, insanı mükerrem kılan Cenabı Allah tarafından tayin edilmiş ve gösterilen prensiplere uyulması halinde insanların kurtuluşa erecekleri müjdelenmiştir. İşte bu yol aynı zamanda insanoğlunun Cenabı Hakk’ın kendisine bahşettiği onuruyla yaşayabileceği yoldur. Bu yolda insanoğluna sunulan huzur reçetesi Cenabı Hakk’ın yüce vahyi ve onu  “Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için örnek”[1] olarak yaşayan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’in sünnetidir.

 

Dünya hayatında mutlu olmak ve ebedi kurtuluşa ermek isteyen insanoğlunun mükerremliğini tamamlayan ahlaki güzelliklerdir. İnsana haysiyetini, gerçek değerini kazandıran, Allah-u Teala’ nın kendine bahşettiği onuru koruyan manevi kıymet şüphesiz ki güzel ahlaktır. Üstün ahlak manzumesi olan yüce dinimizin; insanlığa, “Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin”[2] buyurduğu sevgili peygamberimiz örnekliği ile öğrettiği ve müntesiplerinde bulunmasını istediği güzel vasıflardan biri hayâ sahibi olmaktır. Güzel ahlakın tezahürü edep ve hayâ duygusudur. İnsanlardaki edep ve hayâ duygusu bir ziynettir ki kuvvetini imandan alır.

Hayâ; kınanma endişesiyle insanda meydana gelen bir sıkılma halidir. İyiliklere yöneltir, kötülüklerden el çektirir ve ancak hayır getirir. Hz. Peygamber (s.a.s) “Hayâ ancak hayır getirir”, “Hayânın hepsi hayırdır”[3] buyurmuştur. Bu duyguyu kaybedenler insana bahşedilen onuru ve haysiyeti kaybetmiş olurlar. Bütün peygamberlerin ısrarla üzerinde durdukları değişmez güzelliklerin başında hayâ gelmektedir. Öyle ki hayâ ile iman birbirinden ayrılmaz olarak nitelenmekte ve hadis-i şerifte “Hayâ imandandır”[4] buyrulmaktadır. İmani değerleri zayıflayan, edep ve hayâ duyguları kaybolan, manevi kıymetleri yok olan insanların, toplumun huzurunu bozan ve toplumu temelinden sarsacak kötü fiilleri işlemeye açık oldukları bir gerçektir. Sıkılma duygusunu kaybettiklerinden pervasızca ve aşikâre kötü fiilleri işlemeye yönelen bu tür insanların alenen işledikleri kötü fiillerin cemiyet içinde yayılması, mükerrem olan insanoğlunun sahip olduğu ahlaki değerlerin çökmesine neden olmaktadır. Tarih hayâsızlık yüzünden çöken nice toplumlara sahne olmuştur. Lût kavmi, Nuh kavmi bunlara örnek olarak gösterilebilir.

İnsanlar günah işleyebilirler. İstemeyerek düşülen hata ve günahlardan kurtulmak mümkündür. Ancak, alenen ve hayâsızca, pervasızca kötülük ve günah işlemek, verim alınabilecek bir tarlaya diken tohumunu atmaya benzer. Bunlardan kurtulmanın güçlüğü bir tarafa, hayâsızlığın hâkim olduğu bir ortamda insani değerlerin yeşermesi de mümkün değildir. Hayâsızlığın sebep olduğu rüşvetin, kumarın, zinanın, fuhşun, yalanın, çalıp çırpmanın, başkasının hakkını gasp etmenin, eliyle, diliyle diğer insanlara eziyet etmenin ve bunların neticesi güven bunalımı ve zulmun hâkim olduğu bir toplumun sonu ne olabilir? Elbette hak, adalet ve fazilet gibi ulvi hasletlerin yeşermesi ve bunların kazandıracağı huzur ve mutluluk beklenemez.

İnsan olarak bize bahşedilen değere layık olmanın, kötü akıbete uğramamanın, bir Müslüman olarak geleceğimizi teminat altına alabilmenin en güzel yolu imani değerlerimize ve bu değerlerimizin bize kazandırdığı ulvi kıymetlere sahip çıkmak, iffet, edep ve hayâ numunesi bir yaşam ve nesil yetiştirme seferberliği içinde olmaktır. Şehevi duyguları istismar ederek insanları nefsin sınırsız isteklerine karşı edep ve hayâdan mahrum edecek her türlü tehlikeye karşı yegâne silahımız imani ve ahlaki değerlerimizle mücehhez olmalı, her şeyden önce Allah ve Resulünün huzurunda mahcup olmaktan endişe etmeliyiz.  Hutbemizi başta bu konuda en büyük örneğimiz olduğunu belirttiğim Hz. Peygamber (s.a.s) hadisi şerifi ile bitirmek istiyorum. “ İmanın yetmiş (yahut altmış) küsur şubesi vardır; En efdali ‘Lailahe illellah’ sözü, en aşağısı da yoldan gelip geçenlere sıkıntı verecek şeyleri gidermektir. Hayâ da imandan bir şubedir”.[5]   

 



[1] Ahzab 33/21

[2] Kalem 68/4

[3] Riyazü’s-Salihîn Terc. 2/685

[4] Tâc Terc. Hd. No. 221

[5] Riyazü’s-Salihîn Terc. 2/686 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Kandıra Belediyesi kadrosu kabul ve ret edilen işçilerin listesi
Kandıra Belediyesi kadrosu kabul ve ret edilen işçilerin listesi
Aniden ateşlenen küçük Yağız kurtarılamadı...
Aniden ateşlenen küçük Yağız kurtarılamadı...